(2015 Aralık blog yazısı)
‘Yoga yapmak için yeterince İYİmiyim?
Yoga için yeterince diye başlayan tek ifade ‘istek’ olabilir
bence. Yeterince ‘istekli’miyim? Çünkü seni matın üzerine getirecek tek şart istek
olabilir. Nasıl mı? Kendi yolculuğumdan örnek ile şöyle…
Yogaya başlama serüvenim, yoganın kendisiyle değil, başka
birinin yolculuğundan aldığım ilhamla gerçekleşti. Daha önce kendi başıma
DVD’lerden ve kitaplardan deneyimleme şansım olmuş ancak sürekliliğini
sağlayamamıştım. Biraz antidepresan,
biraz beden sağlığı olarak gördüm hep yogayı. Meditasyon ise halen çok uzak
olduğum bir alandı. Tesadüflere
inanırsanız eğer, tesadüfen kitapçıda elime aldığım bir kitap- ki yeni
yazarlara pek şans vermezdim- bir yoga eğitmenine aitti. Kitabı, keyifle
okudum. İnişli çıkışlı doktora serüvenimin ortasında, bir zamanlar
akademisyenlik yapmış birinin yoga ile tanışması hikayesi ilgimi çekti. Zaman
içinde insana ait dönüm noktalarının nasıl evrensel olduğunu anlasam da, o
zamanlar sadece yazar ve ben ortak bir kader paylaşmıştık.J Bu,
biriyle tanışmak ve onun yoluna bir kapı aralamak için yeterli bir bahaneydi. Yine
bir tesadüf yaşandı ve eğitmenin workshop katılımcısı olmam ile kitabın bitmesi
arasında 15 günlük bir zaman geçti. Öncesinde eğitmen ile yazışmış, yoga için
‘yeterli’ olduğumu onaylaması için uğraşmıştım. ‘Yeterince esnek değilim,
yeterince zayıf değilim, bel fıtığı başlangıcım var ve yeterince güçlü değilim’
Tüm sorularımı ‘Yapmana engel bir sağlık durumun yoksa, her koşulda yoga
yapabilirsin’ diyen eğitmen tarafından yanıtlandı ama ikna olmak bambaşka bir
süreçJ
İkna olmasam da
başladım. Gün aydınlanmadan, tramvayın ilk seferiyle yola düşüp, sabahın erken
saatlerinde salonda oluyordum. Bir saat süren bir dersin ardından, kimseyle
konuşmadan işe gidiyordum. Yeni bir ortam, yeni insanlar. Sosyal olmakla bir
sorunum yoktu ama hassas olmakla vardı. Ve eğitmen ‘hassasiyet’ diyordu
sürekli. Hassasiyet eşittir kırılganlıktı benim için. Kırılganlık ise zayıflıkJ Yeterince
hassas mı değildim? O gün göremesem de bugün anlıyorum ki; oldukça zor bir süreçten geçmiş ama kendi
varlığımda başka bir varlığı keşfetmiştim. Eleştirme, , itiraz, öfke, güven, inanç, hayal
kırıklığı, keyif, neşe … Workshop süresince pek çok duygu ve his ortaya çıktı
veya kayboldu. Bunun adı, hissetme ama ortada henüz fark etme yok. Farketmeden
hissetmek, zorlayıcı bir süreç çünkü ortada saf duygu fırtınası var. İçinden
geçirip, merkezde kalamadığın her duygu fırtınası, insanı yoruyor. Beni de
yordu. Workshop bittiğinde bir sürü gerçekle,
enerjik bir bedenle ve sürekli konuşan bir zihinle baş başa kaldım.
Workshop sonrası başka bir serüven ama bu yazıda anlatmak
istediğim; yoganın hissetmekle ilgili olduğu. Önce bedenini, nefesini ve
zamanla kim olduğunu, yaşadığın hayatı keşfetmekle ilgili. Böyle bir keşif,
sınırsızlığını bildiğinde güzel. Yani;
yeterince esnek olman, yeterince güçlü olman veya yeterince fit olmanın
kendi keşiflerinde bir itici gücü yok. Diyebilirim ki; bunlar zamanla gelen harika
hediyeler. Ama başlamak ve yola çıkmak kendine verebileceğin ve bir gün bundan
mutluluk duyacağın bir hediye.
İkna olmasan da başla. Yoganın sınırsızlığını örnek al ve
kendi sınırsızlığını hatırla. Kendini hissetmek için veya fark etmek için,
kimsenin ‘İyi’ olmaya ihtiyacı yok. Varoluşunu saygı duyduğunda, orada bir kapı
var. Ben bir zaman önce açtım. İyiki de ‘yeterince iyi’ değildim…
Not: Bu yazıda bahsi geçen yoga eğitmenim ve yazar sevgili
Defne Suman ve kitabın adı ‘Mavi Orman’.
Yazımı, yolculuğumun ilk adımı olarak gördüğüm için kendisine ithaf
ediyorum. Çok sevgiyle…

0 yorum:
Yorum Gönder